kalemin efendileri

14/4/2009 - yetimliğime...(2)

Sesimi duyuyor musun baba...?

Öfkeli geçiyor sensizlik, zaman sinsi bir yılanın zehri gibi akıyor damarlarıma
Hayat ise çok acımasız hemde çok baba...
Akşam dönüşlerine sığdıramıyorum artık hayallerini
göğsümün kafesi çatlayacak gibi oluyor, nefes alamıyorum
Sensizliğin ertesine sığdıramıyorum, yalan avuntuları
odamın duvarlarından sesin, yanımdaymışsın gibi çarpıyor yüzüme
Annemin öfkeli anlarından kaçıp kollarına sığındığım
ve bir dağ gibi üstümü örtüğün bağrın halen, sıcak mı yoksa toprak mı kokuyor baba...
Olmayan çocuklarıma adını verdim ve babasızlığın uçurumlarına dayadım sırtımı
senin haklı olduğun benim ise ısrarla öfkenden kaçtığım günleri ne çok özledim
ah bir bilsen...
ama yok/sun...
ilk tokadının sıcaklığını hisseder gibi oluyorum bazen
Elimi yüzümde dakikalarca bekletip aynada hayalinle konuşuyorum
Gözbebeklerime mahcup sığınarak...
Senden saklı şiirlerimi şimdi gecenin bir yarısında haykırarak okuyorum
Geceyi yırtarcasına... Kızma ama sigarayıda öldürüyor paketlerine çıkardım,
nikotin kokuyor avuçlarım…
Mey kokan masalarda felekten efkar çalarken bir seni ölümden çalamadım
yalnız seni Azrail’den sakınamadım affet beni affet baba...
Öfkeli anlarımda susuyorum herkesten kaçarak
Babasına çekmişleri duyuyorum, kulaklarım sağırlaşıyor
Başımı ellerimin arasına alıp sana h/içleniyorum
sesim titriyor d/üşüyorum sensiz/likte...
Ellerimi tutan ellerin halen güçlü mü yoksa ölüm mü kokuyor baba
Bazen düşünüyorum; hani hep okuyup büyük adam olma hayallerime
hüzünlü gözlerinle bakıp gülerdin ya
şimdi o bakışların hayallerime, ne kadar uzak olduğunu anladım
Sadece sen biliyordun ömrünün, kalan kısmına yetmeyen düşlerimi
Artık gerçekleşen umutlarımın bende yarım kalmış anlamı ile
kapılar açılıyor ardına kadar
oysa ardımda koskoca bir yalandı gidişin baba
Sesimi duyuyor musun? Gidişin koskoca bir yalandı baba... yalan...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/3/2009 - YETİMLİĞİME...2

Sesimi duyuyor musun baba...?

Öfkeli geçiyor sensizlik, zaman sinsi bir yılanın zehri gibi akıyor damarlarıma
Hayat ise çok acımasız hemde çok baba...
Akşam dönüşlerine sığdıramıyorum artık hayallerini
göğsümün kafesi çatlayacak gibi oluyor, nefes alamıyorum
Sensizliğin ertesine sığdıramıyorum, yalan avuntuları
odamın duvarlarından sesin, yanımdaymışsın gibi çarpıyor yüzüme
Annemin öfkeli anlarından kaçıp kollarına sığındığım
ve bir dağ gibi üstümü örtüğün bağrın halen, sıcak mı yoksa toprak mı kokuyor baba...
Olmayan çocuklarıma adını verdim ve babasızlığın uçurumlarına dayadım sırtımı
senin haklı olduğun benim ise ısrarla öfkenden kaçtığım günleri ne çok özledim
ah bir bilsen...
ama yok/sun...
ilk tokadının sıcaklığını hisseder gibi oluyorum bazen
Elimi yüzümde dakikalarca bekletip aynada hayalinle konuşuyorum
Gözbebeklerime mahcup sığınarak...
Senden saklı şiirlerimi şimdi gecenin bir yarısında haykırarak okuyorum
Geceyi yırtarcasına... Kızma ama sigarayıda öldürüyor paketlerine çıkardım,
nikotin kokuyor avuçlarım…
Mey kokan masalarda felekten efkar çalarken bir seni ölümden çalamadım
yalnız seni Azrail’den sakınamadım affet beni affet baba...
Öfkeli anlarımda susuyorum herkesten kaçarak
Babasına çekmişleri duyuyorum, kulaklarım sağırlaşıyor
Başımı ellerimin arasına alıp sana h/içleniyorum
sesim titriyor d/üşüyorum sensiz/likte...
Ellerimi tutan ellerin halen güçlü mü yoksa ölüm mü kokuyor baba
Bazen düşünüyorum; hani hep okuyup büyük adam olma hayallerime
hüzünlü gözlerinle bakıp gülerdin ya
şimdi o bakışların hayallerime, ne kadar uzak olduğunu anladım
Sadece sen biliyordun ömrünün, kalan kısmına yetmeyen düşlerimi
Artık gerçekleşen umutlarımın bende yarım kalmış anlamı ile
kapılar açılıyor ardına kadar
oysa ardımda koskoca bir yalandı gidişin baba
Sesimi duyuyor musun? Gidişin koskoca bir yalandı baba... yalan...


Ahmet GÜVERCİN...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/12/2008 - sen olmadı/n h/içbirşey


Bir kuş cıvıltısı yalnızlığımı aldı benden.
Rüzgârlar getirdi kokunu, bende kalanları aldı.
Yeminini bozmuş martılar, yine gitti gemilerin ardından, çığlık çığlığa.
Sana benzettim, giden her şeyi.
Güneşe sordum, gölgenden başka hiçbir şeyin kalmadığını söyledi.
Geceyle ağladım, yıldızlarla şarkılar söyledik,
dalgalarla dans ettik.
Olmadı.
Olmadı.
sen olmadı/n...hiçbir şey.
Sen olmadı/n...
Kaç sabah kahvaltısız yaktım sigarımı?
Bilmiyorum bu ayna neden hep hüzünlü?
Gözlerime acımı kaçmış?
Tarifi olmayan adımlar atıyorum,
ne koşuyorum nede yürüyorum.
Sadece solumda bir sancı,
boğazımda buğulu bir sıcaklık,
ağlamayı unuttum sanırım.
Sana benzettim gözyaşlarımı.
Usulca dayadım sırtımı, odamın duvarına.
Kaç zaman oldu unuttum; evdeki tavana anlamsız bakmayalı.
Boş bakışlarımın verdiği acıyı içtim,
sen olmadı/n h/içbirşey
sen olmadı/n…
Utanıyorum sana dair ne varsa, silemediğim
tenimde asılı duran
kirpiklerimde düşmekte olan
sana dair ne varsa
Utanıyorum…
Ah bil/sen çok utanıyorum…
AHMET GÜVERCİN...(ARAF)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/12/2008 - bu şiiri sana cehennem(im)den yazdım...






Her

şeyi itiraf ediyorum, bu şiiri cehennem(im)den yazdım.

Çapraz sorguların ortasında olmayan çığlıklarım,
bir dağa sırtını dayamış isyanlarım olmadı benim...
Özürlü bir çocuğun masalında, ifadesiz kalınca tüm imgeler
bir soru işaretinde susuyorum. Avazım çıktığı kadar...
Kaybettiğim bunca şeye ragmen, aşklarımı gelin ettiğim cinnet yalnızlıklarımda,
bir çentik atı
yorum tüm soğuk duvarlara inat
şakağıma...
Hangi acıya tutunsam her şey oluyorum, kendim olamadığım kadar,
Çatışıyorum!
Şiirlerimi ve adressiz mektuplarımı ardıma alarak,
onursuz bir merminin ses duvarına çarpıyor suretim.
Kanım şehrin kanalizasyonlarına karışıyor, sonra denizin suları
na.
Tüm mavilikler yasımı tutarken, emanet bir gözyaşının içinde cebelleşiyorum.
Tek bir damla bile düşmüyor toplanmaya fırsat bulamayan suretimden
Kalk gidelim! Diyorum benliğime içli bir hüzünle,
anlıyorum ki bir et parçasından başka hiçbir şeyimin kalmadığını.
Umarsız bir gülüş rehin alıyor bedenimi,
zamanı unutuyorum
ta ki; aynanın
karşı
na geçene kadar beyaza düşüyor gölgem,
gündüzlerim esrarengiz, gecelerim anason kokuyor
Üstüme örtüyorum, nikotin sarartılı düşlerimi,
Saklı bahçemde zakkum çiçekleri, güneşini kaybetmiş,
çatlıyor arsızca odamda suskunluğum.
Berdel verirken isyanlarımı, bana düşen sessizliğim titriyor, dilim lal oluyor,
Yüreğimin en ücra köşesine, kazıyorum kimliksizliğimi.
Oysa herkeslerden saklı gülüşler biriktirdim.
Kimselerin bilmediği yetimliğimi, astım şehrin duvarlarına
tüm yeşil ışıkları kana buladım
ve bu şiiri cehennem(İM)den yazdım.
Günahım çok!
Okuyunca yak beni
.

AHMET GÜVERCİN...

"
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2008 - ela gözlüm ben bu derten gidersem..

 

 

 

 

 

Ela gözlüm ben bu dertten gidersem dedi

Tüm  vapurlar demir almıştı  Üsküdar’a

İstanbul’un iki yakası, ilk defa bu kadar acı çekerek bir araya gelmişti.

Güneş yağmur yüklü bulutların verdiği yarayla,

 İnadına doğmuştu şehrin üzerine.

Ve el ele masum bir ormanaydı yolculuk…

Bilmem kaç zaman oldu dedi şair; bu yürek vurgun yemeyeli.

Sustu. Ve ormanın içine doğru sessiz ve zor yokuşlu bir yürüyüş.

Elleri terliyordu şairin,  şair suskun yürek hüzünlü…

Hani bir yerlerden başlasa belki kuşlar sesine şahit olacak, ağaçlar rûkuya duracaktı.

İstanbul ah İstanbul…

Bağrında barınırken acımasız olan İstanbul

Sana uzaktan bakarken neden bu kadar sessiz

Ve huzur veriyorsun dedi ela gözlü yar…

Ve şairin göğsüne dayadı başını… Utanıyordu tüm şehir,

Martılar çığlık çığlığa içleniyordu bu kaçak aşk’a tanıklık ederken.

Çatlayan dudaklar, yeşile çalıyordu İstanbul kana kana susuyordu…

Saatlerce denizin mavisine haykırdılar yürek sızılarını.

Ela gözlü yar anlatıyordu şairin gözlerine bakarak masalını.

Soluksuzdu, bir o kadar  heyecanlı...

Gözlerine ıslaklık veren geçmişinden nefret ediyordu.

Ve sonra geri dönüşlere lal oldu yel kovan, akrep zehrini kusarken içine.

Sürgün şehre dönüş ve demir alma zamanıydı yarım kaldıkları hayata.

Artık yeşile çalan dudaklar, birde elaya mahkûm bir çift göz kalmıştı geride.

O gidiyordu.

Ve şair ayrılırken ardından seslendi.

Ela gözlüm ben bu dertten gidersem…

Zülfü perişan kal melül melül...

şair; gözlerine bakarken sevgilinin.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2008 - İstanbul İstanbul tüm vapurlar ela’ya çalsin




Taksimde çiçek satan bir kadın çingene zamanlarda bekler çiçek kokan yar…

Yine geç kalmış bir adam telefonun diğer tarafında çalar saatli bir efkâr

Ah İstanbul olmasa hani şu trafik sevdan

Ne günü mahvedecek bu adam ne de çingene kokacak zaman…

Gördüm işte orda kaldırımın hemen yanında mavi çiçekler nede yakışır sana

Durdum baktım… İçerden içerden kokladım… İçerledim.

Susmadım, trafikten ağladım, verdiğim söz yüzünden kanadım…

İşte geldim. Sağımda sen altımızda şeytan icadı siyah bir araba.

Gözler ela İstanbul’dadır bu sevda…

Şimdi kaç solukta biter bu yol

Kaç kilometre taşına mahkûm kollarında solumak.

Hani kimliksizliğimizde şairlik adı olmasa, söylenecek çok şey var saklı dilimizde…

Edebiya(t)ende dökülür satırlar, bir çatının altında kazılır tenimize.

Koklama zamanı yar… Sarılmaya hasretlik var…

Ve kollarımda sen dudağımda nefesin

Ne de yakışır öpüşün  çatlamış dudaklarıma

İstanbul İstanbul tüm vapurlar elaya çalsın…

Rüzgârlarını gökyüzünden sür başka diyarlara kalsın kokusu yârin bu akşamda omuzum da

Şimdi mülteci bakışlar yurt edinir düşlerimde

Şehir hüzünlü bir çocuk

Ayrı ayrı  hanelerde yanar yürek, kokar ten/ler

İSTANBUL İSTANBUL TÜM VAPURLAR ELA’YA ÇALSIN…

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2008 - istanbul y/anımdasın..

Yine bir İstanbul sabahı…

Akşamdan kalma hayalin ve ben bir bankta oturmuş

Denizin mavisine seni yazıyorum…

Bir ülke oluyorsun gözpınarlarımda.

Şehirleri ‘sen’kanayan en sol yanımla kusuyorum

 Kalabalıktaki yalnızlığıma ve sensizliğe…

 

Şimdi İstanbul y/anımdasın…

Tez cümlelerle birikiyorum

Soğuk kaldırımları olan

Bir fahişenin kahkahasına eş değer yüzsüz İstanbul’da…

 

Sevgilim!

Tüm adresi olmayan yollar sana çıkıyor.

Serseri bir yokluk beni yitirmişliğe sürüklüyor

Acıyan yanlarıma teninin kokusunu sarıyorum

Yüreğime senli masallar anlatıp

İsyanı dindiriyorum…

 

Adil değil biliyorum,

Sensizlikte masallara sen düşürmek.

Gel gör ki bu yürek senle kapana kesiklerine

Sensizliği kanatmak istemiyor artık.

İstanbul y/anımdasın…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2008 - seni sevdigim için özür dilerim..

ikimizde susuyorduk.yüreğimizin çarpıntısı denizin dalgalarını okşuyordu..

yine ilk buluştuğumuz bankta içimizden geçen aşk sözlerini fısıldıyorduk birbirimizden habersiz..

ah ne güzeldi sarılmak sevgiliye,,,

martılar şahit olsun bu sevda kazınmıştı kendinden emin takvim yapraklarına..

susamıştık..

bir çığlık düğümlenmişti dudaklarımıza..

susuyorduk..

ah sevgili kirpiklerinde asılır kaçak sevişlerim

ve teninde gezer ıslak öpüşlerim..

biz soluksuz sararken hasreti bir deniz şahitti bir martılar..birde sen..

Saklamıştım seni bu hayatın arsız tabularının ardına

ve geceleri uymadan dilime düşürdüğüm bir agıttın kendinden bihaber...

şimdi gözlerin gözlerime denk yüreğin yüreğime...

biliyor musun sevgili..

sen bana ihtiyaç duyarken ben sesine hasrettim...

sen  denizin hırçın dalgalarına tutulmuş sessiz bir gemi,

   öyle derinlerde  süzülen yönünü aşka çevirmiş bir elaya aşık

   denizin yeşilini göğün mavisine  küs olmuş sessiz gemi..

nasıl bir  çığlıktı  seninki, bilmiyorum.. 

derin soğuk suların ortasında üşümekli bir aşk/tı/ duydugum..!

sesine ses verdim, yüreğine  ateş,gözüne fer..

sevgili sevmelisin bundan böyle beni..

sevgi  feryadı maviliğin ortasında,elaya aşıyane, tüm renkleri kıskandırmalı sevgin..

sevgili ben seninle..

şimdi çok yakınsın bana...

bir nefes kadar sıcak bakışların

gözlerinde yol alır uçsuz bucaksız sevdam..

bir bilsen..taşduvarlara dayarken sırtımı

elimde sazım dilimde sen..

gökyüzüm sen..

sözüm sen..

hani yitirilmişlikler bir kıyı boyu sensizligi haykırırken..

ben sana yorgun adımlarımı

emanet ettim..

gözyaşlarımı sakladım avuçlarında..

bir bilsen...

kayalara vurarken başımı..

damarlarımda sen...

dilimde sevdan..

deniz sen..

dalga sen...

işte böyle

hayatta sen

ölümde sen…

kahverengi yazılar..araf

mavi yazılar:ela

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2008 - He canım...ve üstü kalsın...







 

He canım dedim... VE ÜSTÜ KALSIN...

Şimdi zaman ne çok şeyi alıyor benden bir bilsen o sözün ardından.

Ne çok canım yanıyor.

Kaç gece oldu bilmiyorum, kaç güneş battı seninle beraber

Kaç kere kaç kere öldüm.

Gülüşünü sardım koynuma her akşam onunla uyuyorum

şlerimde sen vardın

Yüreğimden akan kan ile yazıyordum adını bağrıma

Bir  esrar/lı gece biliyordu sensizliğimi birde karanlıklar.

Sana inat ışığı kapatmıyordum

Şiirlerimi yakıp şarkılar söylüyordum acının en afilisi ile

Yokluk bu zozan değil ki bendeki seni savursun uzağıma

Boran değil ki ıslatsın yüreğimi

He canım. He... .ve üstü kalsın...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2008 - Araftayım...Yazıyorum Sahipsiz kırılganlıklarımı (araff-feylesof

Tel örgülerde yırtılmış,kesik kesik (b)ağıran düşlerim var benim…
Cennetten kovulmuş,araf a sürgün günahlarım.
Ne vakit buluşsak kaçak bir cigara eşliğinde,
kıyama durur içimizde saklı kelimeler.Hüzünle adımlarız kentin sokaklarını…
Denize sığınırız, yangın artığı yaşamımızla.
Dert yüklü konteynırlarıyla,bir gemi yanaşır kıyıya…
Güvertesinde yalnız şarkılar salınır.Eşlik ederiz yakılmış sesimizle.
“Aşk düşer (b)aşımıza” .Firara yeltenir düş/ünce/lerimiz…


Susarız bir oda dolusu çıglık içersinde…
Kendimizden uzağa bir kaçış olur içimizdeki sessizlik.
Vurgun yemiş bir şiirin mısrasında bitimsiz sözlerle yol alırken, bir gemi yanaşır kanayan (y)anlarımıza…Güvertesinde yorgun martılar,dirhem dirhem tükenir soluksuz aşklarımız..
Diz(e)lerimiz kanar, sözlerimizde isyanlar varken
Ve sonra kaçak bir sigara dumanına sararız düşlerimizi.
Ayyuka çıkar vefa, çıplak bir dag ateşinin bağrında.. Omzumuzda yılların seyrüseferine arşivlenmiş kimliksizliğimiz…Dilim(iz)de sahipsiz kırılganlıklarımız ve yalnızlığımızın öteki yüzü araflığımız..

-Hadi sustur geceyi çığ gibi düşelim içimize..


Kimliğimizin dipnotuna iliştirilmiş binlerce faili meçhul acılarımız varken,
yine de genç adımlarla yürüdük ,ensesinden vurulmuş nice yarım zaferlerimize...
sonra ;
gözaltına alındı dost bağlarımız…uzak sürgünler ve zarf içi özlemler düştü payımıza.
Tebessümünü yitirmiş buruk bir sevinç oldu yüzümüzün yerleşkesi.

-Hadi sustur acılarımızı özgürlüğün kıyısında…



Bilmem kaç zaman oldu suretimi toplamadım özgürlügü(nü)n kıyısında…
Kaleme küstüğüm gecelerimden bir vapur kalkardı bizsizliğin çatladığı odamızda.
Sustuğun satırlar gelirken aklımın en ücra kösesine,
ben özgürlüğü çocukluğum(uz)dan kalma ökselerimizle yaraladım.
Hangi sürgün bize eşlik eder,hangi şehir sahiplenir gülüşümüzü.
Boynu bükük rüzgarlara takıldı, yamalı uçurtmalarımız
Sustuk..



Susmalıydık...






Kırmızı satırlar :Hasan Karadeniz (feylesof)


Siyah satırlar :Ahmet Güvercin (araff)
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

yüregime hançer gibi saplandı aşk!a dair kalemler....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

saglicak
Hasan Karadeniz
uzletizeranu
hevizayci