ela gözlüm ben bu derten gidersem..

 

 

 

 

 

Ela gözlüm ben bu dertten gidersem dedi

Tüm  vapurlar demir almıştı  Üsküdar’a

İstanbul’un iki yakası, ilk defa bu kadar acı çekerek bir araya gelmişti.

Güneş yağmur yüklü bulutların verdiği yarayla,

 İnadına doğmuştu şehrin üzerine.

Ve el ele masum bir ormanaydı yolculuk…

Bilmem kaç zaman oldu dedi şair; bu yürek vurgun yemeyeli.

Sustu. Ve ormanın içine doğru sessiz ve zor yokuşlu bir yürüyüş.

Elleri terliyordu şairin,  şair suskun yürek hüzünlü…

Hani bir yerlerden başlasa belki kuşlar sesine şahit olacak, ağaçlar rûkuya duracaktı.

İstanbul ah İstanbul…

Bağrında barınırken acımasız olan İstanbul

Sana uzaktan bakarken neden bu kadar sessiz

Ve huzur veriyorsun dedi ela gözlü yar…

Ve şairin göğsüne dayadı başını… Utanıyordu tüm şehir,

Martılar çığlık çığlığa içleniyordu bu kaçak aşk’a tanıklık ederken.

Çatlayan dudaklar, yeşile çalıyordu İstanbul kana kana susuyordu…

Saatlerce denizin mavisine haykırdılar yürek sızılarını.

Ela gözlü yar anlatıyordu şairin gözlerine bakarak masalını.

Soluksuzdu, bir o kadar  heyecanlı...

Gözlerine ıslaklık veren geçmişinden nefret ediyordu.

Ve sonra geri dönüşlere lal oldu yel kovan, akrep zehrini kusarken içine.

Sürgün şehre dönüş ve demir alma zamanıydı yarım kaldıkları hayata.

Artık yeşile çalan dudaklar, birde elaya mahkûm bir çift göz kalmıştı geride.

O gidiyordu.

Ve şair ayrılırken ardından seslendi.

Ela gözlüm ben bu dertten gidersem…

Zülfü perişan kal melül melül...

şair; gözlerine bakarken sevgilinin.

Yorum Yaz